29 Eylül 2018 Cumartesi

OKUL ÖNCESİ BÜYÜK GRUP OYUNLARI


Okulun ilk zamanlarında çocukların ihtiyacı olan en temel şeylerden bir tanesi gruba ait hissedebilmektir. Birbirini henüz tanımayan çocukların çabucak kaynaşması için öğretmenlerin bir takım düzenlemeler yapması gerekir. Oyun ise bu tür düzenlemelerde kurtarıcı bir rol üstlenir. Oynanacak oyunların tüm grubu kapsaması durumunda takım oluşturma, bağlılık ve aidiyet geliştirme olasılığı artar. Çekingen çocukların rahatlamasına, koşma ihtiyacı fazla olan çocukların fazla enerjilerini boşaltmalarına, henüz bir bağlılık geliştirmemiş çocukların bir amaç etrafında toplanmalarına olanak sağlayan şey oyundur. Birkaç oyun örneğiyle sınıfını bir arada tutmak isteyen tüm öğretmen arkadaşlarıma keyifli bir hafta sonu tatili diliyorum.

FERDA GÖKTÜRK İNCE


TAVŞAN KOŞ

Çocuklar, tavşanlar, tilkiler ve hayvan dostları olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Tavşan grubunun başına bir "anne tavşan" seçilir. Tilkilerin kenarda bir evi olur ve bu civarda tilkiler saklanır. Anne tavşan çocuklarını geziye çıkarır ve tilkilerin evine doğru ilerlerler. Anne tavşan tilkilerin evine iyice yaklaştığı ve onların farkına vardığı zaman "koş tavşan, koş!" diye bağırır. Tavşanlar da evlerine doğru koşmaya başlarlar. Tilkiler tavşanları yakalamak için koştukları sırada, hayvan dostu olan çocuklar tilkileri engellemeye çalışarak tavşanlara yardım ederler. Yakalanan tavşanlar tilki olur. Oyun böyle devam eder.


BALONLAR

Balonlar, balonların sahibi olan çocuklar ve balonları patlatmaya çalışacak karga arasında geçen bu oyunda, karga balonları patlatmak için elinden gelen bütün çabayı gösterir. Çocuklar balonların etrafında el ele tutuşarak halka olurlar, balonlarını korumak için yardımlaşırlar. Karganın halkaya saldırdığı yerlerde ona karşı koyarlar. Karganın balon olan çocuklardan birisine değmesi balonun patlaması için yeterlidir. Patlayan balon dışarıya çıkar, karganın arkasına tutunur. Karga ne kadar çok balon patlatırsa kuyruğu o kadar büyür.


BAHÇEDEKİ MİDİLLİ

Çocuklar el ele tutuşarak bir halka oluştururlar. Yüzler ortaya dönüktür. Midilli olan çocuk ortadadır. Dairedeki çocuklar: "Midilli, sen bahçemize nasıl girdin?" diye sorar. Midilli "İçeriye atladım" cevabını verir. Çocuklar "Nasıl çıkacaksın?" diye sorar. Midilli "İşte böyle" dedikten sonra halkadakilerin kolları altından çeşitli denemeler yaparak halka dışına çıkmaya çalışır. Midilli'ye yardım etmek için üç kişi halka dışındadır. Bu üç kişi Midilli kaçabilsin diye halkada gedikler açarak ona yardım da edebilirler. Midilli dışarı çıkar çıkmaz, halka üzerindeki oyunculardan üç dört kişi koşucu olurlar ve Midilli'yi yakalamaya çalışırlar. Midilli'nin yakalanmasını önlemek için halka dışındaki arkadaşları ona yardım ederler. Midilli'yi ilk yakalayan bir sonraki oyun için Midilli olur.


LİDER KİM?

Oyuncular el ele tutuşarak halka olur. Ayaktaki herkes bulunduğu yere oturur. Oyuncular arasından bir ebe seçilerek dışarı çıkarılır. Ebeden habersiz bir kişi lider seçilir. Liderin görevi ebeye fark ettirmeden grup içinde kendisinin başlattığı, değiştirdiği ve sonlandırdığı hareketleri yönlendirmektir. Burun kaşınabilir, saçlar düzeltilebilir, eller ovalanabilir... Hareketler liderin yaratıcılığına bağlı olarak zenginleşecektir. Ebe içeri alınır ve oyuna başlanır. Ebe içeri girince halkada kendi yerine oturur. Oyuncular, ebenin lideri fark etmemesi için ona doğru bakmamaya çalışırlar. Ebe lideri bulunca oyun biter. Farklı bir ebe ve farklı bir lider seçilerek oyuna devam edilir.


SEN YÖNLENDİR

Çocuklar, birbirlerinin belini tutarak, arka arkaya sıra halinde dizilirler. Kollar uzatılarak, öndekinin belinden hafifçe tutulur. Sonra grup daire çizerek yürümeye başlar. En öndeki çocuk bazı hareketler yapar. Başını sağa eğer, omuzlarını kaldırır, diz çöker, ellerini havaya kaldırıp çırpar, kollar kelebek kanadı gibi yukarı aşağı hareket ettirilir... Arkadaki çocuklar, onun hareketlerini aynen devam etmeye çalışırlar. Bir tur atıldıktan sonra en öndeki en arkaya geçer ve arkasından gelen çocuk yönlendirme görevini üstlenir. Etkinliğe her çocuk en az bir kez gruba yön verene kadar devam edilir.


20 Temmuz 2018 Cuma

On Temel Anne Mesajı


Anneler mükemmel olmak zorunda değildirler, olamazlar da. Yeterince 'İyi Anne' terimi ünlü pediatr ve psikanalist D.W.Winnicott tarafından bir çocuğa hayata iyi bir başlangıç yapabilmesi için gerekli olanları yeterli bir biçimde sağlayabilen anne için kullanılmıştır. Winnicott yeterince 'İyi Anne'liğin ilk adımı olarak çocuğa uyum sağlayabilmeyi öngörmüştür. Annenin bizim temel ihtiyaçlarımıza nasıl cevap verdiği bizim onun için önemimizi gösterir. Bize vermek konusunda cömert mi yoksa ihtiyaçlarımızı yük gibi algılayıp, 'Beni rahatsız ediyorsun' tavrıyla mı karşılıyor? Bezimizi değiştirdiğinde ya da kıyafetlerimizi giydirdiğinde dokunuşu yumuşak ve sevgi dolu mu yoksa sert ve hafif kaba mı? Belki mekaniktir. Gözleri ne söylüyor? Yüzündeki ifadeler nasıl? Hareketleri ve seçimleri neyi anlatıyor? Bütün bunlar annenin iletişimin bir parçasıdır ve onunla olan ilişkimizi şekillendirir. Hepsi birlikte aldığımız mesajları oluşturur. On temel 'İyi Anne' mesajı aşağıdaki gibidir:
• Burada olduğun için mutluyum.
• Seni görüyorum.
• Benim için özelsin.
• Sana saygı duyuyorum.
•Seni seviyorum.
•İhtiyaçların benim için önemli. Benden yardım isteyebilirsin.
• Buradayım. Sana zaman ayırırım.
• Seni korurum.
• Bende huzur bulabilirsin.
• Senden hoşlanıyorum. Benim içimi aydınlatıyorsun.

Jasmin Lee Cori / Varolan Annenin Yokluğu

Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz


Çocuklarımızın ilgilerini çeken alanlarda gelişmelerine izin vererek doğuştan gelen meraklarını beslemelerine yardım etmeyip bunun yerine onlardan çok bizim kaygılarımıza yanıt veren müfredatları öğrenmeleri için onlara baskı yaptığımızda, çocuklar doğuştan gelen hayata bağlılıklarını kaybederler. Öğrenmek artık haz kaynağı değil, kendilerine yapay bir şekilde dayatılan zorunluluktur. Eğitim sistemimiz çoğu zaman çocuğun doğal eğilimlerine odaklanmayı başaramıyor. Bir çok durumda da, çocuklarımızın kendi öğrenme çan eğrilerini izlediklerinde öğrenme biçimlerinin ve hızlarının farklı olacağı gerçeğini ciddiye almıyorlar. Çocuğun derslerinde başarısız olmasının altında motivasyon, dikkat, yetenek gibi birçok faktör olabilir. Bizim görevimiz bu faktörlerden hangisinin iş başında olduğunu anlayıp, çocuğunun eksikliğini duyduğu alanlarda becerilerini geliştirmesine yardım edecek bir program yaratmaktır.

Shefali Tsabary / Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz

12 Temmuz 2018 Perşembe

"Söylem Eylemi Getirir"



Öğretmen Akademisi Vakfı'nın eğitimlerinde öğrendiğim ve hayatımı kolaylaştıran bir alışkanlıktan bahsetmek istiyorum biraz... Olumlu ifadeler. "Söylem, eylemi getirir" demişlerdi eğitimde hocalarımız. Dili ısrarla olumluya çevirmeye başlarsanız, düşünceleriniz de olumlu hale gelir, düşünce davranışın tetikleyicisi olduğuna göre davranış da olumluya dönüşür. Davranışı sürekli tekrarlamak alışkanlık, alışkanlıkların sürekliliği de tutum geliştirir. Dolayısıyla olumlu düşünmek de, olumlu davranmak da sözlerimizi özenle seçmemizle yakın ilişkili... Zor gibi gelse de başlarda, kullanmaya başlayınca değişim mucizevi şekilde gerçekleşiyor. 

Olumlu söylemi destekleyen bir diğer şey de gelişimi hedef alan sorularla kişinin kendisine inancını desteklemek ve çözüm yollarını fark etmesine rehberlik etmek. Kişiler bazen içinde yaşadıkları durumu nesnel şekilde analiz edemeyebilirler. Kişisel sebepler, ortamın özelliği, sosyal kaygılar vb pek çok sebeple problem durumunu çözümsüz gibi görebilirler. Bu durumda anlayan, destekleyen ve sorun çözme becerimize saygı duyan bir tutumla karşılaşmak rahat hissettirebilir, durumu farklı açılardan ele almamıza yardımcı olabilir. 

Örneğin, 

"Yapamıyorum" diyerek çalışmasını bitirmek isteyen öğrenciye "Yapamadığını düşündüğün için çalışmanı bitirmek istiyorsun. Çalışmayı zorlanmadan yapabilmen için neler yapabiliriz birlikte düşünelim"

"Potansiyelin var ama kullanmıyorsun" yerine "Potansiyelini kullanman için sana nasıl yardımcı olabilirim?"

"Eğer senin için bunu yaparsam, herkes için de yapmak zorunda kalırım" yerine "Tam olarak bahsettiğin şekilde olmasa da ihtiyacını karşılamak için elimden gelenin en iyisini yapacağım, senin de çözümle ilgili başka bir önerin var mı?"

"Bu gürültü de ne böyle?" yerine "Bir problem olduğunu görüyorum, çözüm bulmak için neler yapabiliriz bir bakalım" gibi ifadeler çözüm yollarını araştırmayı ve paylaşmayı destekleyeceği için olumlu sonuçlar verecek, sorunu gerçekten önemseyen bir tutumla karşılaşan öğrenciyi rahat hissettirecektir. 

Hedef, karşılaştığımız kişilerle ilişkilerimizde
 kendi kimliğini koruyan ayrı bireyler olarak var olabilmek ve paylaşarak ortak değerler yaratabilmek olmalı. 

FERDA GÖKTÜRK İNCE



9 Temmuz 2018 Pazartesi


Problem durumlarında karşımızdaki kişiyi suçluluk hıssetirmeden, eleştirmeden, peşinen yargılamadan, önemseyerek, anlamaya çalışarak dinlemek lazım.
Kişinin problemiyle ilgili olduğumuzu ve duyarlılık gösterdiğimizi, olanların farkında olup anlamaya çalıştığımızı ve çözüm için ikimizin de çözümü olacak bir sonuca varma anlayışı içerisinde olduğumuzu hissettirmek önemli.

FERDA GÖKTÜRK İNCE 

6 Temmuz 2018 Cuma

Çocuğu Ciddiye Almak Üzerine


Çocukların gereksinimlerine odaklanabilmek ve bunları karşılayabilmek için çocukları ciddiye alma zorunluluğumuz vardır. Bundan kasıt onlara, duyguları, arzuları ve soruları önem taşıyan kişiler gözüyle bakmak ve bu doğrultuda hareket etmektir. Bir çocuğun seçimleri her zaman uygulamaya konulamayabilir ama her zaman göz önünde bulundurulabilir ve bir kenara atılmadan muhafaza edilebilir. Çocuğu kendine özgü bir bakış açısına, bizimkilerden çok farklı kaygı ve korkulara, ayrıca "sevimli" olarak etiketlenmemesi gereken mantık yürütme süreçlerine sahip bir birey olarak görebilmek çok önemlidir.

Alfie Kohn - Koşulsuz Ebeveynlik

MERHABA



Herkese merhaba. Bir okul öncesi öğretmeninin eğitim üzerine notlarını, öğrenme yolculuğunu, deneyimlerini, çocuklarla renklenen dünyasını paylaşacağı blog sayfasına hoş geldiniz. 
E-twinning ve bizleri bu yolculukta destekleyen herkese sonsuz teşekkürler.
Işıl ışıl olsun dünyamız, her gün dokunduğumuz tertemiz canların gülen gözleri gibi...

FERDA GÖKTÜRK İNCE